EsrarengizSair75
SÖZ UÇAR, YAZI KALIR !
delikanlı
Daha 17 yaşında bir delikanlı.Şehrin birinde sakin bir yaşam sürerken
bir gün o çıkar karşısına.İlk göz agrısı..Bir anda vurulur ona..Hemde
ilkokulu beraber okudugu kız.Kızla çok iyi arkadaştırlar ama bir türlü
söyleyemez delikanlı kıza aşkını ,çok utanır ve korkar.Çünki ya kötü
bir cevap alırsa kızdan.İşte bundan korkar. Ama onu çok sever
delikanlı.bu karşılıksız aşkın sonu ne olucak kimse bilmiyor , ve güzel
bir gelişme olur , delikanlının abisi kızın teyzesiyle evlenir. Bu
sayede biraz daha yaklaşırlar birbirlerine.
Ama tüm çabalara ragman delikanlı bir türlü söyleyemez aşkını kıza , ve
kız bulundugu bir ilçeden başka bir ilçeye gider lise 3. sınıfı orada
okumak ister kız. Orda onun güzel bir yılı geçer kızın.Çünkü kendine
bir sevgili bulmuştur orda kız. Delikanlı bunu duyunca kahrolur ,
üstelik kız buldugu sevgilisiyle nişanlanma kararı almıştır.Delikanlı
onun için her gün ağlar , gecenin bir vaktinde kalkıp evlerinin önüne
gider orda hiç bişey yapmaksızın o evi seyreder , çünkü sevdiği kız o
evde yaşıyor.
O'nun yaşadığı evi seyretmek bile delikanlıya huzur verir.Çünkü onu
canından çok sevmektedir.Ama bir türlü iki kelimeyi (seni seviyorum)bir
araya getirip söyleyemez.Kız nişanlanacağı erkekle çok mutludur.
Delikanlı onları mutlu gördükçe yıkılır ve yavaş yavaş sevdigi kızdan
soğumaya başlar.Kız başka bir ilçede nişanlanacağı erkek de başka bir
ilçede oldugu için erkek onu arabayla görmeye gelir hep..Yine o görmeye
geleceği bir gün yolda çok feci bir kaza geçirir ve yaşamını yitirir
erkek.Kız yıkılr ,delikanlı ise üzülsün mü sevinsin mi bilemez şaşırır
kalır bu habere.Elinden sadece kızı teselli etmek gelir.Delikanlı ona
seni seviyorum diyemese de kız bunun farkına varmıştır..
Yaşadıgı olaydan sonra kız içine kapanır , delikanlının elinden hiç
bişey gelmez çünkü kız hiç kimseyle görüşmek istemez.Kızın aileside
kızlarının bu üzüntüsüne dayanamaz ve başka bir şehre taşınma kararı
alırlar.Delikanlı onların evinin taşınmasında da yardımcı olur onlara ,
ve gidecekleri an gelir.Herkez vedalaşırken delikanlının içine doğan
bir cesaret kızı yalnız kalacakları bir yere çağırır ve söyledigi ilk
kelime "seni çok seviyorum" olur..
Kızın cevabı "biliyorum ama hep senin demeni bekledim , en baştan
biliyordum senin beni sevdiğini ama söyleyemedin "olur..Delikanlı bu
cevaba yıkılır ,kafasını duvarlara vurur..Çaresiz bir şekilde kızı
yolcu eder ama onu hiç unutmaz..
Aradan 3 yıl geçmiştir , kız eskiden yaşadıgı şehre gelir ailesiyle.ama
o kız delikanlıyı çoktan unutmuştur , çünkü delikanlı sevgisini
söyleyememenin cezasını çeker..Kız delikanlıyı unutmamıştır ama başka
bir erkele nişanlanmış hatta evlenmek için gün bile
belirlemişlerdir.Delikanlının içinde biraz umutları vardı artık hiç bir
umudu kalmadı içinde...Çaresizdir delikanlı artık.Başka birini
sevemeyecek başkasıyla yapacağı bir evlilik olmayacak , olursada ailesi
istediği için olacak. Evleniceği kişiyi mutlu edecek , kendide
evlendiği kişiyle mutlu görünücek ama hiç bir zaman içten bir mutluluk
yaşamıycak delikanlı..
15/10/2007 | Kategori:hikayeler
| (yok)
Yorum yaz!
Baglanti
GeÇ DÖnen Sevgİlİ...
Beş yıl olmuştu beraberlikleri başlayalı, Atilla çok yakışıklı, Büşra
ise çok güzeldi çok uyumlulardı birbirlerine çok mutlu ve örnek bir
aşkları vardı kimseyi umursamadan aşklarının tadını çıkartıyorlar ve
sevgilerinin karşısında kimse duramıyordu kendi aralarında
sözlenmişlerdi büyük bir aşktı bu. Bir gün yanlış bi anlaşılma yüzünden
Atilla ile Büşra kavga ettiler ve Büşra Atilla’yı yüz üstü bırakıp
ayrıldı ondan aynı mahallede oturuyorlar ve evleri karşılıklıydı Atilla
ne yaptıysa olmadı bir türlü Büşra’nın geri dönmesini sağlayamadı ve
uzun süre ayrı kalmışlardı Atilla artık eskisi gibi gülemiyor ve
eğlenemiyordu Büşra ise Atilla’yı dışarıda gördüğünde suratına bile
bakmıyordu.
Bir gün Atilla arkadaşlarıyla bir çay bahçesinde buluşup erkek erkeğe
muhabbete dalmıştı birden çay bahçesine giren bir çift Atilla’nın
dikkatini çekmişti, birde dönüp bakınca o erkeğin sarıldığı kızın Büşra
olduğunu görmüştü ve o an donmuş kalmıştı Büşra Atilla’yı görmüş ama
görmezlikten gelmiş Atilla o günden sonra kimselerle konuşmaz olup
susmuştu. Artık ne camdan Büşraya bakıyor nede dışarı çıkıyordu artık
hayata küsmüştü ve bir gün, Atilla bir çocukla Büşraya bi şiir yollamış
Büşra şiiri alıp okumaya başlamış...
-Bir sabah sen uyurken, bir çığlık kopacak
Bu çığlık seni ve herkesi uyandıracak
Kalkıp nereden geliyor diye bakacaksın
Baktığında bizim evden geldiğini anlayacaksın
Sen daha şaşkınlığını atamadığın bir anda
Bir sela sesi çınlayacak bu şehrin sokaklarında
Tüm insanlar toplanacak birden oraya
Benim öldüğümü söyleyecekler sana
İnanmak istemeyeceksin onlara
Sonra koşup geleceksin bizim eve
Sarmışlar beni beyaz bir çarşafa
Bir hoca, dua edecek baş ucumda
Derken tabuta koymak isteyecekler beni
Vermemek için tutacaksın beyaz kefenimi
Yalvaran gözle bakacaksın onlara
Dokunmayın diyeceksin ne olur dokunmayın ona
Ben koyarım onu tabutuna
Ellerin varmayacak beni tabuta koymaya
Mecbur olduğunu anlayacaksın bir anda
Koyacaksın beni o uzun sandığa
Ve dönüp onlara beni sevdiğini söyleyeceksin
Sonra dönüp bana
İnan bu sözüm yalan değil diyeceksin
Sarılıp tabutuma bir off... çekeceksin
İşte o an benim aylarca çektiğimi
Sen bir anda çekeceksin
Geçte olsa hatanı anlayacaksın
Bir an yaşlı gözlerle bana bakacaksın
Bak sana döndüm diye yalvaracaksın...
Mecburen seni seveni..
Beyaz kefeninde bırakacaksın
Ve o günden sonra insanların dilinde
Geç dönen sevgili olarak anılacaksın”
Büşra şiiri tam bitirmiştiki birden bire Atilla’ın evinden bir çığlık
koptu ve Büşra koşturdu o çığlığa ve Atilla’nın tavanda bir urganla
asılı olduğunu gördü ve Büşra şiirin aynısını yaşadı. Bu olaydan sonra
Büşra`yı ve Atilla’yı tanıyan kişilerin dilinde “GEÇ DÖNEN SEVGİLİ”
diye anıldı...
15/10/2007 | Kategori:hikayeler
| (yok)
Yorum yaz!
Baglanti
Çikolata Parası
Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters
baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani
kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat
temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam
gidip çalışacağına dileniyor, belki benden daha zengindir" diye
düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, bir de sinirlenmişti.
Alaycı bir ses tonuyla :
- Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.
- Hayır çikolata parası lazım!
Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.
- Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
- Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu
da bulamadıysak aç yatarız. Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa
dalga mı geçtiğini anlayamamıştı.
- Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
- Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.
- Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?
- Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata götürmek istiyorum.
- Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
- O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca
ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka
çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.
Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla
kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da
binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu
rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.
Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü. Fakat karısının evde ağlıyor
olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.
Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.
- Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?
Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından başka bir şey çıkmadı.
- Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam
yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş
bulamadım.
Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.
- Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.
Adam çekingen çekingen oturdu yanına.
- Yok mu eşin dostun, borç alacak akraban?
- Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını doyururlar.
- Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
- Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.
- Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en
fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
- Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.
- Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
- Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.
- Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Ben de altı yıllık
evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga
ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız,
işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin
yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?
- Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her
şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım
insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada? Sizin ev,
araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey olan.
- Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
- Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit
yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi
olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.
- Sizin mutluluğunuzun sırrı bu mu ?
- Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne
kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.
- Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
- Küçük kızı severek.
- Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
- Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız
vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını
da o kadar mutlu edersin.
- Nasıl yani ?
- Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar
hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya
bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük
kızlar hep prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar.
Biraz şımartılmak isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak
isterler. İltifata doymaz küçük kızlar. Öyle değil mi?
- Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam
boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar.
Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye
sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi
olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.
- İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki
karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olur da seksen, doksan yıl da
yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona "bebeğim" diye
hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay yapar mısın?"
dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
- Hiç kavga etmez misiniz siz?
- Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın
tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır. Onunla barışmak
için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.
- Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.
- Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar.
En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kızı mutlaka vardır. Yeter
ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı
asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep
kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk
kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak
dokunuşları severler.
- Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.
- Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu
ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek
için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu
olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu
etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle
yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.
- Haklısın da ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
- Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama
kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir.
Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama
hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan
hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı.
Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu. Hiçbir
zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk
sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım
ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler
giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık sardım
bedenini ve mutlu ettim onu.
Adam ayağa kalktı.
- Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sen de git evine
küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.
Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.
- Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.
Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.
- Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.
Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin
mutluluğuyla, bin bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de
pastanenin yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.
Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su
içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp
yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.
- Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.
İnci hiç konuşmadı.
- Sorsana "niye" diye.
İnci kızgın kızgın:
- Niye? Diye sordu.
- Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi
gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi
yumuşamıştı.
- Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
- Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim
hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim
istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım" Ama şimdi
kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü alamazsın.
- Özür dilerim seni kırdığım için.
Sonra Bülent yere diz çöktü.
- Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.
- Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.
İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.
- Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara katlanabileceksin, dedi.
Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük kızı gördü.
Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.
15/10/2007 | Kategori:hikayeler
| (yok)
Yorum yaz!
Baglanti
Birde ben seni kendimde tüketebilsem
Gidişin nasıl bir ağırlık bilemezsin kalbimde, arkanı dönüp gidişin hiç aklımdan çıkmıyor ki...
yine sensizliğimin kıyısına oturduğum sıradan gecelerden birindeyim.
sensizlik gibi gecelere hükmediyor gözlerinin buğulu anımsayışları
hala, ellerinin sıcaklığını hissediyorum hala avuçlarımda...
böyle bir geceydi hatırlarmısın,
bu aşkın sonu yok bitsin demiştin...
elini elimden usulca çekip,
gözünde yaşlarla çekip gitmiştin...
yalnızlığına sarılıyorum, unuttum derken tekrar tekrar yüzüm sana dönüyor, yüzümü saklıyorum yalnızken bile...
nefretle karıştırıyorum aşkına meze yapıyorum ihanetini. kendime
sarılıyorum öfkemi yutuyorum derken, hep seni içime alıyorum
farketmeden. kaçamıyorum senin çocuksu güzelliğinden, sana hala
dayanamıyorum. direnmek beynime işlemiyor, yüreğime asla söz
geçiremiyor kahretsin şu aklım, hep seni düşünüyorum...
önce aşkımıza ihanetine takılıyorum, nefretimi kusuyorum aynalara. sana söyleyemediklerim bir yığın oluşturdu içimde.
yüzüne haykıramadım ki senden nasıl nefret ettiğimi.
içimdekileri nasıl dışa vuracağım bilemezken, birgün karşımdaydın
ansızın. afalladım önce, sonra toparlandım, dilim çözüldü biranda
nefretim siyahlaşmış gözlerimden fışkırdı.
deydimi bırakıp gitmene dedim. yapamadım dedin, başkasında aradım seni ama asla sen gibi olamadı, sen gibi sevilmedi dedin.
ne fark eder ki artık, sen beni o yeni arayışların için bıraktın. sonu
yok dedin, bana söz hakkı tanımadım. tek başına bu aşkın sonu yok
dedin, gittin...
aradığın aşkı söyle buldun mu...
benden uzaklarda mesut oldun mu...
kendine yeni bir dünya kurdun mu...
sen benim dünyamı yıkıpta gittin..
şimdi gelmiş deymedi diyorsun, asla sen gibi olmadı diyorsun hiçkimse.
umduğunu bulamadın yazık ki onun için geri dönmek istiyorsun. ben bu
kadar severken seni, neden bu kadar basitleştiriyorsun ki aşkımı...
git, hiç karşılaşmadık varsayalım seninle. bir yabancısın artık, başka
gözlere baktığın anları düşünmek bile beni derinden yaralıyor.
hiçbir affı yok bu gidişinin, gelişinin de hiçbir teselli edişi yok artık benim için...
bittin...
beni de tükettin, kahretsin birde ben seni kendimde tüketebilsem...
15/10/2007 | Kategori:hikayeler
| (yok)
Yorum yaz!
Baglanti
Ölmeyen Sevgi
Genç adam elinde bir buket çiçek, sahile koşarak geldi...
Gözleri şöyle bir sahilde gezindi, aradığını göremeyince
ilk gördüğü banka oturup sevdiğini beklemeye başladı. Ellerinde
her zamanki çiçeklerden vardı. Sevgilisinin en sevdiği çiçekler bunlardı.
Kırmızı, kıpkırmızı, kan kırmızısı güller... Sanki dalından yeni koparılmış
gibi tazeydiler, buram buram kokuyorlardı, sevgi kokuyor,
aşk kokuyor en önemlisi de özlem ve hasret kokuyordu güller...
Hepsinin üzerinde damlalar vardı. Sanki ağlıyor gibiydiler.
Genç adam güllere baktı, sanki onlarla konuşuyormuş gibi,
"Neden ağlıyorsunuz, bakın ben ne kadar mutluyum" dedi.
Az sonra sevdiğini göreceği için kalbi deli gibi atmaya başlamıştı.
Ne zaman onu düşünse, onunla buluşacağını hayal etse
kalbi aynı böyle yerinden çıkacakmış gibi oluyordu.
Senelerdir birbirlerini sevmelerine rağmen ikiside sevgisinden
hiç bir şey kaybetmemişti.. Onları hiç bir şey ayıramazdı...
Ne hasret, ne ayrılık, ne de ölüm...
Genç adam telaşla saatine baktı. Sevdiği yine geç kalmıştı,
1 dakika geç kalmıştı. Üstelik o, sevdiğini bekletmemek için dakikalarca
önce koşarak geliyor, onu beklemeyi bile seviyordu.
Ama sevdiği her zaman bunu yapıyordu. Devamlı kendisini bekletiyordu.
Herkesin bir kusuru olurmuş diye düşündü...
Gözlerini önündeki uçsuz bucaksız denizlere dikti. Denizin sonu
yok gibiydi, tıpkı sevdiği kıza karşı olan aşkı gibi denizinde sonu yoktu.
Sonsuzluğa uzanıyordu. Aslında bugün onlar için çok özel bir gündü.
Kendi aralarında söyleneceklerdi. Delikanlı önce bunu sevdiğine açmış,
sonrada gidip iki yüzük almıştı. Bu kadar önemli bir günde bari
onu bekletmemeliydi.. Ama alışmıştı artık beklemeye, zararı yok
biraz daha beklerim diye düşündü. Güllerin yaprakları
nedense hala yaşlı idi. Bir türlü anlamıyordu onları.
Her şey bu kadar güzelken neden ağlıyorlardı ki?
İşte az sonra sevdiği gelecek, ona sarılacak, kucaklaşacaklardı...
Sonra söz yüzüklerini takıp, evliliğe ilk adımlarını atacaklardı.
Genç adam öyle heyecanlıydı ki sevdiğine kavuşmak için can atıyordu...
Martılara baktı, birbirleriyle oynaşıp, uçuşan martılara... Ne kadar güzel
dansediyorlardı havada. Tekrar saatine baktı genç adam.
Endişelenmeye başlamıştı. Sevgilisi yine geç kalmıştı, hem de çok...
Bu kadar geç kalmaması gerekiyordu. İşte her gün burada buluşmak
için sözleşmiyorlar mıydı? Her gün sahilde, martılara bakarak,
denizin onlara anlattığı masalları dinleyerek birbirlerine sarılıp
hasret gidereceklerine söz vermiyorlar mıydı?
O zaman neden gelmemişti yine??...
Aklına kötü düşünceler gelmeye başladı. Hayır.. hayır.. olamazdı.
Sevdiğine bir şey olamazdı. Onsuz hayat yaşanmazdı ki...
O ölse bile devamlı benimle yaşar diye düşündü genç adam.
Bunun düşüncesi bile hoş değildi. Gözlerini yere indirdi. Gözyaşlarını
kimsenin görmesini istemiyordu. Zaten nedense etrafındaki insanlar
ona sanki kaçık gibi bakıyorlardı. Rahatsız olmaya başladı bakışlardan.
Artık bıkmıştı... Yine sevgilisi geldi aklına.. Neden gelmedi acaba
diye düşünmeye başladı. Gözlerini kapattı. 7 sene oldu dedi.
7 senedir her gün bu sahildeydi, sevdiğini bekliyordu.
Daha fazla dayanamadı. Kalbi parçalanacak gibi oluyordu.
Gözlerinden bir damla daha yaş güllerin üzerine damladı...
Yine gelmeyecek galiba, en iyisi ben onun evine gideyim diye mırıldandı...
Hiç olmazsa gülleri her zamanki gibi yanına koyar, ona vermiş olurdu...
Genç adam ayağa kalktı. Sevdiğiyle buluşmak üzere, yeşil tepenin
ardındaki kabristana doğru yürümeye başladı..
15/10/2007 | Kategori:hikayeler
| (yok)
Yorum yaz!
Baglanti
<<Önceki Sayfa |1/2|
Son Yorumlar